Ulu Önder‘in kulübü

Loran Vayloyan yazdı...

Fenerbahçemiz’in 109 yıllık şanlı tarihi pek çok benzersiz ve başkalarının sadece olduğunu umut edip var saydığı olaylarla ve tarifsiz gururlarla doludur. Özellikle kuruluştan Cumhuriyetimizin ilanına kadar geçen, Birinci Dünya Savaşı ve milli mücadele yıllarında Fenerbahçe kulübünün üstlendiği rol bugüne kadar sayısız tez konusu olmuş, daha da önemlisi Türk milletinin kalbinde bambaşka bir yer edinmiştir. 

Bu konu defalarca anlatılmış, tartışılmış ve başkaları tarafından “biz de yaptık veya biz de yapmışızdır!” diye değerlendirilen ama sadece Fenerbehçe’ye özgü tarihsel gerçekler olarak kayıtlarda yer almaktadır.

Her şeyden önce kulübümüzün kuruluş tüzüğünün 2 ve 3. Maddeleri aynen şu cümlelerden oluşmaktadır;

“Kulübün takip ettiği amaç: Memlekette bedenî ve fikrî terbiyenin yayılmasını sağlamak, Vatan gençlerini vatanın korunmasına, zorluklara ve askerî seferberliklere hazırlamaktır.”

“Kulüp, özellikle askerî beden eğitimlerinin yapılması, millî oyunların yaygınlaştırılması ve disiplinli bir hâlde geliştirilmesiyle uğraşacak. Kaybolan tecrübelerin kazanılmasına uygun amatör şubeler kurulması ve açılmasına çalışacaktır.”

Kuruluş amaçları içinde “vatan”, “vatan korunması” ve “askeri seferberliklere hazırlamak” ibarelerinin birlikte yer aldığı tek kulüp Fenerbahçe’dir…

MİLLİ MÜCADELEYE KAHRAMANCA DESTEK

Milli mücadele döneminde, bu şanlı mücadeleye direkt, açık ve kahramanca en net desteği veren tek kulüp Fenerbahçe’dir. Bu noktada dönemin her kulübüne mensup pek çok vatan evladı milli mücadeleye katılmış olup canlarını kanlarını bu uğurda feda etmiştir. Bu konu ile ilgili hiç kimsenin aksini iddia etmek gibi bir gaflet içinde olması mümkün değildir. İşte bu noktada Fenerbahçe Spor Kulübü’nün farkı “Kulüp sporcularının münferit olarak değil, kulübün top yekûn, milli mücadeleye destek olma ve bu uğurda açık, net ve aleni destek olmasıdır.”

Fenerbahçe’yi dönemin tüm kulüplerinden ayıran ve bu kadar büyük bir popülariteye ulaştıran yegâne unsur budur. Dönem koşulları içinde verilen bu aleni destek, verilen canlar, memleket uğruna yapılan tarifsiz destekler, Ulu Önder Mustafa Kemal’i 3 Mayıs 1918’de kulübümüzün Kuşdili’ndeki lokalini ziyaret etmesi onuruna kadar getirmiştir. 

“Fenerbahçe Kulübünün her tarafa mazhar-ı takdir olmuş bulunan aşari mesaisini işitmiş ve bu Kulübü ziyaret ve erbab-ı himmeti tebrik etmeyi vazife edinmiştim. Bu vazifenin ifası ancak bugün müyesser olabilmiştir. Takdirat ve tebrikatımı buraya kayd ile mübahiyim.”

ATATÜRK’ÜN ZİYARET  ETTİĞİ TEK SPOR KULÜBÜ

Kulüp şeref defterinde yazan bu cümleler, Fenerbahçe tarihinin en şerefli, en gurur verici ifadeleri olarak Mustafa Kemal’in bizzat el yazısı ile tarihteki yerini almıştır. Bu ziyaret, Ulu Önder’in bir davet veya benzer bir girişim olmadan, dönemin kulüpleri içinde yapmış olduğu TEK spor kulübü ziyaretidir. Yazının hemen başında belirttiğim bazı kulüplerin “biz de yaptık, bizde de olmuştur” hayallerinin en önemli noktalarından bir tanesi de budur…

Benim şahsen yakından tanıdığım ve Fenerbahçe tarihi ile ilgili bugüne kadar yapılmış en kapsamlı araştırmaların sahibi tarihçi ve araştırmacı büyük Fenerbahçeli Cem Ertuğrul, şanlı tarihimizin bu sadece bize özgü yıllarını şu şekilde anlatmıştır;

***

Birinci Dünya Savaşı sırasında yaşanan bir olay, Fenerbahçe kulübünde yeni bir kriz dönemi başlattı. Yedi as futbolcusunun Altınordu kulübüne gitme tehdidi karşısında, prensiplerinden taviz vermeyen Fenerbahçe, bu krizi de gelişme halindeki genç takımları sayesinde çabuk atlattı. Bu sıralarda Askeri Tıbbıye ve Veteriner okullarından Nahit (Çokbaşaran), Kamil (Rona), Kadri (Gençer), Refik (Kuntol), Sabih (Arca) gibi kıymetli futbolcuların katılımıyla Fenerbahçe daha da kuvvetlendi. Bu konuda yeni üyelerden Tıbbiye talebesi Çelebizade Sait Tevfik’in gösterdiği çabalar şükranla anılmaya değerdir.

Yine bu sıralarda yaşanan bir ziyaret, Fenerbahçe Spor Kulübü için eşsiz ve ebedi bir övünç kaynağıdır:

Anafartalar kahramanı Mustafa Kemal, Gelibolu Yarımadası’nda denize döktüğü düşmanı, Suriye çöllerinde de karşılamak üzere 3 Mayıs 1918 günü İstanbul’dan geçerken, kısacık molası esnasında Fenerbahçe Spor Kulübü’nü ziyaret etmiştir. Kulüp hatıra defterine takdir ve tebriklerini kaydeden büyük Ata’mızın bu değerli duygu ve yazıları, kulübümüz için paha biçilmez bir hazinedir.

Fenerbahçe Spor Kulübü, tarihinin en büyük tehlikesini, vatan ve bağımsızlığımızın kurtuluşu gibi kutsal bir gaye uğrunda yaşamış olmakla, bugün en çok övünme hakkına sahip bulunuyor. Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışı ile sonuçlanan 1. Dünya Savaşından sonra, Anavatanın işgali sırasında Fenerbahçe Spor Kulübü hiç tereddüt etmeden milli göreve koşmuş ve Anadolu’daki mücahitlere silah ve cephane sağlama ve gönderme işine girişmişti. Geceleri dere kenarına yanaşan balıkçı kayıkları şeklinde kamufle edilmiş tekneler, kulüp mahzeninden yüklerini alıp İstanbul Boğazı’ndan denize açılarak Anadolu kıyılarına yollanırlardı. Bunu haber alan İşgal Orduları Başkomutanlığı, 1920 yılının bir haziran gecesi, kulübe baskın yaptı. Kuşdili Çayırı’nda meydana gelen silahlı çatışma, baskını sonuçsuz bırakınca, ertesi sabah düşman komutanlığı, aşağıdaki 3 ağır suçlamayı, Umumi Kâtip (Genel Sekreter) Nasuhi Esat (Baydar) Bey’e sıraladı:

    1. Fenerbahçe Spor Kulübü, İttihat ve Terakki Fırka (parti)’sının bir şubesidir.

    2. Müttefiklere karşı düşmanca duygularla davranmaktadır.

    3. Anadolu’daki isyancı kuvvetlere silah ve cephane kaçırmaktadır.

İşgal Orduları Başkomutanlığı’nın bu üç suçlamasına dayanarak, bir manga düşman askerinin, kulübün bahçesinde silah çatması ve yönetim kurulunun dağıtılıp, Başkan Sabri (Toprak) Bey’in Malta’ya sürgün edilmesi, Fenerbahçe tarihinin en şerefli olaylarının başında yer alır.

Fakat Fenerbahçe kulübünün bu uğurda kazandığı sonsuz manevi kazancın yanında, uğradığı büyük zarar ve katlandığı acıları da işaretlememiz gerekir. Birçok değerli üye ve yöneticinin kulüpten uzaklaştırılmalarının yarattığı sarsıntı epeyce ağır oldu. Devamlı göz hapsine alınan o muhteşem Fenerbahçe kulübü yok olmaya yüz tutmuştu. Ancak üyelerden, eski futbolcu Burhan (Belge) Bey’in Bahariye Caddesi’ndeki evinde yapılan toplantılarda o eşsiz Fenerbahçelilik ruhu kulüp dışında da yaşatıldı ve Fenerbahçe ilk fırsatta yeniden harekete geçti. İşte, Fenerbahçe Spor Kulübü’nün, Beden Terbiyesi Kanunu’ndan önceki tüzüklerinde yer alan “Kulübü tesis ve ihya edenler” ibaresindeki “ihya” sözü, 1920 yılında yaşanan bu büyük krizi ifade eder.

Bu olaydan sonra Fenerbahçe kulübünde Müessesan (kurucular) Heyeti kuruldu. 30 kişiden oluşan bu heyeti, Umumi Kâtip, Umumi Kaptan ve Muhasebeci sıfatlarını taşıyan üç kişilik bir yönetim kurulu temsil etmiş ve kulüp, Şükrü Saracoğlu’nun başkan seçildiği 16 Mart 1934 fevkalade (olağanüstü) kongresine kadar, bu üçer kişiden oluşan yönetim kurulları tarafından idare edildi.

Fenerbahçe Spor Kulübü’nün düşman askerleri tarafından baskına uğrayıp dağıtılması ve başkanının sürgün edilmesi kulüpte yeni bir mücadeleci ve azimkar bir ruh halinin doğmasına neden oldu ve bu durum, kulüp tarihinde çok görkemli bir dönemin açılması sonucunu doğurdu. Bu cidden çok şerefli ve parlak dönem, mütareke ve işgal yılları zaferleridir. Sportif olmaktan çıkarak, milli bir kimliğe bürünmüş olarak, 1918 Kasımından 1923 Kasımına kadar tam 5 yıl süresince devam eden bu maçlar, Fenerbahçe’nin halk tarafından yürekten sevilişinin ana nedenidir. Düşman karşısında alınan bu zaferlerden milli duyguları şahlanan pek çok Türk gencinin, Anadolu’daki Kurtuluş Hareketine koşmaları, Fenerbahçe’nin vatan hizmetindeki büyük rolünün çok anlamlı bir hatırası olarak ebediyen yaşayacaktır. Harap bir yurt ve yaralı bir ulusun kan ağladığı o yıllarda Fenerbahçe, işgalci devletlerin hazırlıklı, takviyeli ve talimatlı takımlarına karşı, yıllarca süren devamlı zaferler kazanarak, millete ümit, cesaret ve teselli verdi, mücadele azmini körükledi, zafere olan inancını körükledi ve dolayısıyla büyük bir sevgi selini isim ve renkleri üzerinde topladı.

***

KURULUŞUNDAN BUGÜNE UZANAN BİR GELENEK

Cem Ertuğrul’un araştırmasındaki bu bölümün en önemli noktası; İşgal Kuvvetleri Komutanlığının Fenerbahçe Spor Kulübü’nün özelinde yayınlamış olduğu 3 maddelik bildiridir.

İşte Fenerbahçe Spor Kulübü’nü o dönemde benzersiz yapan ve milli mücadeleye en net ve aleni desteği veren kulüp olmasının kanıtları da bu bölümde açıkça görülmektedir.

Fenerbahçe Spor Kulübü’nün ülkemizin en büyük sivil toplum örgütü olması yakın tarihe dayalı bir olgu değil, kuruluşundan bugüne uzanan bir gelenektir. 

Bu geleneğe ve şanlı tarihimize paralel olarak, camiamızın 3 Temmuz belası ve sonrasında yaşananlara verdiği tepki, geleneklerinden ve damarlarındaki asil kandan gelmektedir. İşte bunun için “Fenerbahçe yıkılmayan son kaledir”… İşte bunun için tüm Fenerbahçeliler’in sloganı “Atam izindeyiz biz de Fenerbahçeliyiz”dir…