TARİHİ DEĞİŞTİREN TAKIM

Loran Vayloyan yazdı...

Fenerbahçe kulübünün hemen her branşta yaşadığı en büyük sorun; sonunu getirememekti... Dünyanın en güzel takımı kupayı havaya kaldırırken, bu kötü geleneği de bozup spor tarihine adını yazdırdı…

 En son söyleyeceğimizi en başta altını kalın çizgilerle çekerek söyleyerek başlayalım; Fenerbahçe basketbol takımın Euroleague şampiyonluğu, takım sporları içinde spor tarihimizde elde edilen en büyük başarıdır. Bu net ifadeyi koyup, malum kişiler ve taraflarca üzerine yapılan, yapılacak her türlü tartışmayı gülüp geçerek izleyip, bu tarihi başarının hikâyesine yakından bakmaya çalışalım…

Fenerbahçe basketbol takımının Euroleague şampiyonluğuna uzanan macerası 2013 yılının Temmuz ayında başladı. Bu tarihe kadar basketbol şubesi son dönemlerde başta Aydın Örs, ardından Tanjevic yönetiminde ilk adımlarını atarak belli bir sistem kurup, Türkiye Ligi’ni domine etmeye başlamış, Ülker sponsorluğunda kupa alışkanlığını kazanmaya başlamıştı. 2007-2008-2010 ve 2011 şampiyonlukları döneminde Genel Direktör Nedim Karakaş ve Koç Ertuğrul Erdoğan’ın da bu ekip içinde önemli katkılarını unutmamak gerekir. 

Yerel lig ve kupa zaferleri peş peşe gelirken, Fenerbahçe ve Ülker yönetimleri, çıtayı 2013 Temmuz ayıyla birlikte başka bir seviyeye yükseltme kararı aldı. 2012 yılında hizmete giren ve Türkiye’nin en önemli spor salonu olan Ülker Arena’nın Fenerbahçe’nin yeni mabedi olması adına artık hedeflerin daha yüksek olması gerekiyordu…

Atılacak ilk adım, yeni ve daha büyük hedeflere uygun, doğru antrenörü bulmaktı. Nitekim yeni yapılanma çerçevesinde 2 sezon Neven Spaija ve Simone Piangiani ile beklenen seviye atlaması yapılamamıştı. Panatinaikos dönemi sona eren ve bir yılını dinlenerek geçiren Zeljko Obradovic, kurulan hayalleri gerçekleştirmek için en uygun fakat getirilmesi en zor isim olarak Belgrad’da bekliyordu. 

Bütçe, salon, camia gücü, taraftar potansiyeli, uzun vadeli projeler gibi tüm konular yaklaşık 1.5 ay karşılıklı konuşulup masaya yatırıldıktan sonra efsane koç, Fenerbahçemiz’in teklifini kabul etti ve bambaşka bir dönem başlamış oldu. 

Hani bu “parayı yatırırsın basketbolda hemen takım kurup Avrupa Şampiyonu olursun” masalına kendisini inandıranlar için şampiyonluk hikâyesini 2013 Temmuzuna götürmekte fayda var. 

Haftalar, aylar süren bütçe ve kadro çalışmaları, takım iskeletinin oluşturulması, iskeletin yanına en üst seviyeleri yaşamış “yıldız” diye adlandırdığımız oyuncuların seçimi ve “en üst nokta”ya ulaşmaya çalışırken çıkılacak tüm basamakların hesaplanması tam 4 yıla yayılan çok uzun bir süreç olmuştur.

Bu dört yıllık süreçte kazanılan lig şampiyonlukları ve Türkiye kupaları yerel başarıların devamını sağlamıştı. Ancak Avrupa’nın zirvesi için daha akıtılacak çok ter ve gözyaşı vardı…

Yılın 11 ayı sabah 9’dan gece yarılarına kadar verilen mesailer, her yıl 70’in üzerinde resmi maç, sayısını zaman zaman Obradovic’in bile notlarına bakmadan söyleyemediği kadar çok antrenman…

Kurulan kadrolara atılan NBA çelmeleri, sezon içlerinde yaşanan inişler çıkışlar, hatta iki sene önce lig yarı finalinde hedeften kopma gibi sorunlar dönem dönem Fenerbahçe taraftarının aklına acaba sorularını sokmadı değil. İşte bu noktada hep Obradovic’e güven, takıma olan inancı tazeleyen olaylar birbirini kovaladı.

Madrid Final Four’unda yarım kalan yarı final geri dönüşü, aslında bir sonraki sezonun habercisiydi. Yarım kalan o dönüş, bir yıl sonra Berlin’de maçı uzatmaya taşıyıp finale giderek tamamlandı. Bir yarım iş, bu kez Berlin’de oldu. Alınamayan o son ribaunt, bu kez kupayı avuçlarımızın arasından aldı götürdü. Umutlarımız, heyecanımız o gün için hakikaten kırıldı. Fenerbahçe’nin son yıllardaki kulüp geleneğinde maalesef finallerde başarılı olamamak ve sonunu getirememek vardı. Bu takım da aynı senaryoyu yaşayınca bunun şok etkisi çok daha farklı oldu. Dünyanın en güzel takımı da bu kötü geleneği yıkamadıysa kimse yıkamazdı.

Bu şoka rağmen takımın harika iskeleti yaz döneminde bozulmadı. Fenerbahçe kulübü, başta başkan Aziz Yıldırım olmak üzere çok büyük fedakârlıklar yapıp Bogdanovic-Udoh-Vesely üçlüsünün takımda kalmasını sağladı.

Bu ekip, bu sezona kadar final maçı kazanamama geleneğini yıkamamıştı ama bir Final Four geleneği oluşturmuştu. Artık “son ribaundu” alma zamanı gelmişti ve bu yoldaki ilk sorun olan takımın korunması bölümü başarıyla geçilmişti. 

İkinci görev taraftara düşüyordu… Obradovic’in ilk geldiği günden bu yana hayali şuydu; “Bu takıma özel bir taraftar yaratmak. En sıradan maçta bile tribünleri dolu görüp, takım ile taraftar arasındaki bağı kurmak”. Bu doğrultuda büyük Fenerbahçe taraftarı sezon başında o zaman için inanılmazı başararak tam 6500 kombine bilet alıp, salon önünde kombine izdihamları oluşturup takıma “o ribaunt bu sezon alınacak” mesajını çok net bir şekilde verdi. Sezonun ilk maçında Giresun mağlubiyeti, iyi başlanan yeni formatıyla Euroleague sezonunun ortalarına doğru ve sonunda yaşanan keskin düşüşler, üst üste gelen ve çok can acıtan sakatlık belaları derken sezonun son bölümü geldi çattı.

Geçen sezona göre en önemli artımız, Bogdanovic ve Datome’nin tam olarak iyileşmesi ve eksik oyuncumuz olmadan Euroleague play offlarına gelmiş olmamızdı. Normal sezonu ilk dört dışında bitirip saha avantajını kaybetmemiz ise yine küçük de olsa bir soru işareti oluşturmuştu.

 

SÜPÜRGE MEVSİMİ


Dünyanın en güzel takımının Panatinaikos serisi, kelimenin tam anlamıyla “tarihi yazarken, rekorları ve istatistikleri parça parça etmek” anlamına geliyordu. Oaka Arena’da kazanılan iki maç ve bunu taçlandıran İstanbul’daki üçüncü maç Euroleague tarihinde bir ilkti. İlk kez saha avantajına sahip olmayan bir takım çeyrek final serisini süpürerek (maç kaybetmeden) adını Final Four’a yazdırmış oldu. İlk kez bir Türk takımı böylesine bir zirve noktasında 3 kez üst üste yer almış oldu. Bunu Avrupa’da başaran 4. Takım Fenerbahçe oldu. 

Final Four öncesinde Türkiye Ligi’nde de iki turu Giresun ve bir başka Euroleague takımı Darüşşafaka Doğuş’u toplamda 5-0 ile geçerek iki süpürmeye daha imza atıldı.

 

YARIM KALAN İŞ


Takımın form grafiğindeki büyük yükseliş, bireysel performanslardaki artış, Obradovic’in olağanüstü konsantrasyonu ve camiada tavan yapmış inanç ile birlikte Sinan Erdem Spor Salonu’na geldik…

Aslında şunu net bir şekilde söyleyebiliriz ki; Final Four öncesindeki hava ve inanç ile organizasyonun kazananı apaçık ortada duruyordu. Sadece kalan 80 dakikada sadece basketbolun doğrularını yapmaya devam edip, tribünden ve dünyanın her tarafındaki büyük Fenerbahçe taraftarından o enerjiyi almak kalmıştı geriye. 

Real Madrid ve Olympiacos maçlarının teknik açılımlarını uzun uzun yapmaya gerek yok. Dünyanın en güzel takımı bu iki maçı 16’sı final maçında olmak üzere toplam 25 sayı farkla kazandı. Bu kez işi son topa hiç bırakmadı. Her iki maçın son dakikalarını keyifle, ağlayarak, gururla İzmir Marşı’nı söyleterek kazandı. İki maçta oynanan toplam 8 çeyreğin 7’sini ilerde bitirdi. Tüm istatistiklerde rakiplerinin önünde yer aldı. Tepeden tırnağa, saha içinde, yedek bankında, tribünde, istatistiklerde her alanda Euroleague’in şampiyonu olmayı hak ederek Avrupa’nın bir numarası oldu. 

Neden “dünyanın en güzel takımı” lakabını aldığını saniye saniye ortaya koyarak kazanılan bu kupanın anlamı çok büyüktü. Türk spor tarihinin en büyük kulüp başarısı olmakla beraber Fenerbahçe kulübündeki kötü geleneği yıktı. Final kazanamama ve sonunu getirememe sendromu sona erdi. Doğru organizasyon, doğru bütçeler, daha önemlisi bu bütçelerin doğru kullanılması ve bu bütçelerin doğru ellere teslim edilmesinin ödülünü aldık. Çok para harca kupayı kazan felsefesiyle değil, 4 yıla yayılan akıl almaz bir disiplin ile çalışmanın karşılığını aldık.

Düşünün ki; kazanılmış Euroleague şampiyonluğundan 20 dakika sonra yapılan basın toplantısında “yarın sabahtan itibaren Belgrad’da yapılacak Final Four’da olmak ve orada kazanmak için çalışmaya başlıyoruz” diyen bir koça sahibiz. Kariyerindeki 9. Euroleague kupasını kucaklamış olan Obradovic hırsının bir kısmı bile camiada devam ettiği sürece bu bizim ne ilk ne son kupamız olacaktır. 

Artık bir Euroleague geleneğimiz var. Kupayı kazanmak kadar bu geleneği oluşturup devam ettirmek önemlidir. Biliyoruz ki; basketbol organizasyonumuz emin ellerde. Hem bütçe yaratan yönetim, hem teknik ve idari kadromuz, hem oyuncu gurubumuz hem de taraftarlarımız bu geleneğe sahip. Düşmeler kalkmalar, zor zamanlar mutlaka yine olacaktır. Ancak artık ezberledik… Dünyanın en güzel takımı koşullar ne olursa olsun terinin son damlasına kadar savaşacaktır…

Basketbol organizasyonumuz ve Obradovic ile ilgili kısa bir derleme yaptıktan sonra oyuncu gurubumuza da bir parantez açmamız gerekiyor mutlaka…

Bu kadar doğru karakterlerin toplandığı, bu kadar aynı hedef doğrultusunda özveri ile çalışan, bunu yaparken taraftar-oyuncu birlikteliğinin değerini bilen ve bunu yaşayan bir kadronun bir araya gelmesi küçük çaplı bir mucize olarak nitelendirilmelidir. Tabii bu karakterleri bulup birleştirmek “kadro mühendisliği” başarısıdır ancak bu konuda çok şanslı bir takım olduğumuzu da kabul etmemiz gerekir. Oynadığı dakikaya bakmadan, sorun etmeden katkı veren, saha dışında tüm Fenerbahçe değerlerini iliklerine kadar hisseden, her yönleriyle örnek ve taraftarıyla bu kadar bütünleşen tüm oyuncularımız, sonsuz övgüleri hak ediyorlar.

 

DEV ZAFERİ İSMAİL ŞENOL YORUMLADI

 

Bu tarihi başarıyı ilk gününden kupayı kaldırdığımız ana kadar bire bir yaşayan ve ülkemizde koç Obradovic ile saha dışında en çok zaman geçiren basketbol yorumcusu olan genç kardeşimiz İsmail Şenol’dan da kısaca değerlendirmesini istedim. Kendisi teknik detaylara girmeden çok güzel bir pencereden şu yorumu yaptı bizler için;

“Fenerbahçe basketbol takımının başarısını ve ülke basketboluna kattıklarını Euroleague şampiyonluğu üzerinden değerlendirmek, bu takıma ve Obradovic’e büyük haksızlık olur. Kurulan takım, bu takımın kimyası, özverisi, hırsı, hedefe nasıl kilitlendiği, kötü zamanlara verdiği reaksiyonlar, kazanma alışkanlığı, bütün bunların sonucu olarak kazandığı saygı ve sempati her şeyin üzerindedir. Bir basketbol dehası tarafında yönetilmesinin sonucu olarak tüm ekibin bu dehaya olan inancı başarının kilit noktasıdır. Basketbolda pasaport önemli değildir. Yakın zamanda hangi Türk oyuncu Ekpe Udoh kadar Türk gençlerine saha içi ve saha dışında ilham kaynağı olmuştur… Vesely’nin atletizm becerisi, Bogdanovic’in oyun zekası, Kostas’ın özverisi, Kalinic’in gelişimi, Bobby’nin 30’undan sonra basketboluna kattıkları, Melih’in bu yıldızlara yaptığı kaptanlık… Türk gençlerine örnek olacak noktalar bunlardır. Çocukluğumdan beri basketbola hayatını vermiş birisi olarak, hayalleri gerçekleştiren o kupa böyle birleşimlerin sonucunda alınmıştır. Sahada oynanan 40 dakikalar bunların sonucunda ortaya çıkmıştır ve asıl önemli olan bu kimyayı iyi inceleyip anlamaktan geçiyor.”