KORİDOR…

Mehmet Doğan yazdı...

 Ben koridorcuyum.

Cam kenarı mı, koridor mu sorusuna, her daim koridor cevabını verenlerdenim. Sebebi açık. Uzun uçuşlarda tuvalete gitmek için yanımda muhtemelen uyuyacak olan adam ya da kadını dürtüp, ‘birader bir kalksana’ diye rahatsız etmek istemiyorum. Kibarım yani.

 Gelgelim, biri bana “kalk da su dökelim” dediğinde memnuniyetle kalkabiliyorum. Uyusam bile küfretmiyorum.

Koridorcu olmak, ‘koridorcu olunmaz koridorcu doğulur’ cinsten değildi bende.

Sonradan oldu. Yıllar önce uzun bir uçuşta, yanımda uyuyan adamı uyandırmamak için üstünden nasıl atlayabilirim diye düşünüp atlayamayacağıma karar vermiş ve “birader” demiştim. Ağzından salyalar akıtarak uyuyan adam önce sağlam bir küfür sallamış, sonra da “pardon buyur geç birader” diye ayağa kalkmıştı.

O gün bugündür, koridor uçarım.

Alanya maçı olduğu saatlerde Kazakistan’a uçmak zorundaydım. Uçuş 6 saat sürüyor, özellikle dönüş, gidiş biraz daha kısa. Boarding başladığında, 6 aylık çocuğu olan bir kadına yol verdim. Eşi yanında yoktu. Genç bir anne, elinde çantası, bebek arabası filan zorlanıyor belli.

“Çantanı taşıyayım istersen” dedim. Hemen taşımam için verdi. Baba moduna girmiştim. Uçak binişinde çocuk arabasını katlamaya yardım ettim. Hostes de bana çocuğun babası gibi davranmaya başlamıştı ki, hostese dönüp, “ben sadece yardım ediyorum” dedim.

Neyse uzatmayalım. 20-C’ye geldiğimde, kadından kurtulacağımı düşünürken, kadın 20. sırada durdu. Süper… Yan yana uçacaktık.

6 aylık velet, ben baba rolünde ve yanımda anne.

“Geç” dedi kadın bana… “Pardon ama ben koridorum” dedim.

Kadın “Benim çocuğum var, koridorda oturmam lazım” deyince, uçaktaki bütün gözler bana çevrildi. Bakışların tam tercümesi şuydu: “Hayvan herif ortada oturmak istemiyor, kadına yardımcı olmuyor”.

“Tabi” dedim ya, “ne demek, ben ortada otururum”. Biz tam yan yana oturmuşken, “ben babası değilim sadece yardım ediyorum” dediğim hostes yanımızdan geçti. Tam da çocuk kucağımda annesi biberonu çantada ararken.

Hostese daha fazla açıklama yapmaya gerek yoktu. Her şey ortadaydı.

Neyse babaydım. Ne var yani? Hiç mi çocuk bakmadık. Bu arada diğer yanımda Fransız bir kadın vardı. Sürekli ‘agu gugu’ yapıp çocuğu kucağa almak istiyordu. Ben ortada, bir ana ve bir Fransız arasında kalmıştım.

Fransız kadına “biz evli değiliz” dedim.

Fransız “bizde de şimdi böyle şeyler çok yaygın insanlar evlenmeden çocuk yapıyor” dedi.

Kalkış zorlu oldu. Basınç değişiminden kulakları ağrıyan bebek ağladı.

Neyse sözde eşim bayağı tecrübeli.

“Çantadan reçel çıkar” dedi bana.

Emziğe reçel sürdük bebeğin ağzına verdik. Sonra kadın “süt vereceğim” dedi bana. “Tamam” dedim. “Ne yapıyım?”. Gözüyle “yana geç” diye işaret etti.

Ben cam kenarına geçtim, Fransız ortaya geldi. Kadın süt vereceği için yanında oturmamı istemedi.

Kadının göğüslerine bakmaya meyilli sapık olarak artık pencere kenarındaydım.

Maçı merak ediyordum ama 35.000 feet’de haber alma şansım yoktu. Neyse bebek annesinin sütünü içti ve uyudu. Sözde eşim uyudu.

Ben de uyudum.

Fransız da uyudu.

Uykumun en derin yerinde yerimden fırladım aniden… Sanki evren yırtılmış ve ben paralel evrene geçmiştim… Meğer bebeğin reçelli emziği yere düşmüş.

Bebek tekrar sallandı. Fransız “geç karının yanına” der gibi bir şeyler söyledi. “Yok” dedim.

“Böyle iyi.” Yarım saat sonra, bebekle kadını kaldırıp, tuvalete gittiğimde, Fransız cam kenarına geçmişti bile.

1 saat sonra da çocuk kakasını yaptı.

Neyse altını değiştirdik, pijamasını giydirdik ve tekrar uyuttuk.

İnişte yavrucak yine bir yırtındı ama kadın yine bir yerden reçel bulup yine çocuğa emziği dayadı.

İndik ama biz yerimizden kalkmadık. Toparlanmamız ve toplanmamız uzun sürecekti. Öyle ya reçeller, kavanozlar, donlar, peçeteler, hep birlikte şahaneydik.

O sırada tam ön sıramda oturan adam, telefonunu benden açmış olmalı ki, “Fener 4-1 almış maçı dedi”.

Uzun zamandır 4 gollü galibiyete hazır olmayan ben, Fransız kadını öptüm.

Öpünce Kazak benim Fransız’la evli olduğumu zannetti.

Sözde eşim Rusça olarak Fransız kadına, benim Fransız’la evli olduğumu bilmediğini söyledi.

Fransız neden öptüğümü zaten anlamamıştı.

Fransız kadını neden öptüğümü ben de anlamamıştım.

Kadın Rusça konuştuğundan Fransız Kazak kadını da anlamadı.

Kimse bir şey anlamamıştı.

Önemli değildi.

Ben de Alanya’yı nasıl 4-1 yendiğimizi anlamamıştım.

O da önemli değildi.

Kazanmıştık.

Bu önemliydi…