GALİP KULAKSIZOĞLU

Alp Bacıoğlu yazdı...

Galip Kulaksızoğlu Midilli Eşrafından ve Midilli Mutasarrıfı (Sancak yöneticisi) Kulaksızzade Mustafa Paşa’nın oğludur. 1889’da İstanbul’da doğdu. Daha St. Joseph Lisesi öğrencisiyken Fenerbahçe’nin 1907’deki kuruluşunda yer aldı. Sarı-beyaz forma altında sahaya çıkan ilk takımın futbolcusudur. 

Fenerbahçe’nin kuruluşundan itibaren ölümüne değin Galip Kulaksızoğlu dendi mi akla Fenerbahçe, Fenerbahçe dendiğinde ise Galip Bey gelirdi. Bu ikisi etle tırnak gibi birbirlerinden ayrı düşünülemezler.

Galip Kulaksızoğlu Midilli Eşrafından ve Midilli Mutasarrıfı (Sancak yöneticisi) Kulaksızzade Mustafa Paşa’nın oğludur. 1889’da İstanbul’da doğdu. Daha St. Joseph Lisesi öğrencisiyken Fenerbahçe’nin 1907’deki kuruluşunda yer aldı. Sarı-beyaz forma altında sahaya çıkan ilk takımın futbolcusudur. Şöyle de söyleyebiliriz. Bu kutsal renkler altında şimdiye kadar forma giyen 1400 dolayındaki futbolcu arasında ilk kez sahaya çıkan ilk maçta oynama onuruna erişen 11 futbolcudan biridir. 

O dönemlerde, yani bundan 100 küsur yıl önce bir topluluğun, bir derneğin kurucusu olmak öyle pek kolay bir iş değildir. 1900’lü yıllarda Kadıköy semtinde sporun ne olduğunu bilen kişiler azınlıktadır. Mesela; Kadıköy’ün yaşlıları idmanları görünce yeni bir semt tulumbacıları koğuşu kurulduğunu sanmışlar. Galip Bey’i forma ve kısa donla sahada görenler o günün akşamı eve haber ulaştırmışlar: “Sizin Galip yeni kurulan tulumbacılar koğuşuna girmiş bugün gördük.”

Akşam eve gittiği zaman herkeste surat bir karış. Bunun nedenini araştırırken annesi baklayı ağzından çıkartmış. Ve aralarında şöyle bir konuşma geçmiş:

- Galip sen tulumbacı mı oldun? 

- Ne tulumbacısı?

- Ne tulumbacısı olacak yangın tulumbacısı.

- Sana bunu kim söyledi kuzum?

- Seni tanıyanlar bugün çayırda başı açık kısa donla koşuştuğunu görmüşler. 

- Anne biz tulumbacılık yapmıyoruz. Bir kulüp kurduk top oynuyoruz. Beraber top oynadığımız arkadaşlar hep tanınmış kalburüstü ailelerin çocukları...

- Galip senin topçular seçme aile çocukları da tulumbacıların hepsi külhanbeyi mi? Onların içinde de memur, mümeyyiz, hatta müdürler bile varmış. Ama herkes onlara tulumbacılık yapıyor diyorlar ve bunu kimse de hoş karşılamıyor. Gülme komşuna gelir başına sizinki de bir çeşit tulumbacılık. 

216 MAÇTA 73 GOL KAYDETTİ

O dönem Galip Kulaksızoğlu gibi kurucular dışarıda II. Abdülhamit’in hafiyeleri ile uğraşırken, evde de yukarıdaki gibi sorunlarla boğuşuyorlardı. Galip Bey 1907 - 1924 arası tam 17 yıl futbol oynamış, bu süre zarfında 216 kez giydiği Fenerbahçe forması altında 73 gol atmıştı. Kuşkusuz hemen dikkatinizi çekmiştir. 17 yıl futbol oynayan biri için 216 maç az gibi gelebilir. Ancak şunu unutmayın ki, o dönemlerde günümüzde olduğu gibi bir sezonda 50-60 maç oynanmıyordu. Fenerbahçe ilk maçından Galip Bey’in futbolu bıraktığı 7 Mart 1924 yılına dek sadece 253 maç yapmıştır. Yani takımımız bir sezonda ortalama 15 maç oynamış. Galip Bey 17 yılda sadece resmi, özel 37 maçta forma giyememiştir. Futbol yaşamının daha ikinci yılında takım kaptanı oldu. 

Galip Bey sadece o ilk yılların defanstaki yıldız futbolcusu değildi. Aynı zamanda kulübün yöneticisi, yetkilisi, transferlerden antrenmanlara futbol takımının her şeyiyle ilgilenen kişisi de oydu. Futbolda şehit Arif ile ülkenin en güçlü defans ikilisini oluşturuyorlardı. (Günümüzde stoper)  Çok zeki, çevik ve iri yapılı idi. omuz omuza nizami şarjlarda bile dokunduğu futbolcuyu düşürürdü. İki ayağını da aynı güzellikte kullanırdı. Yerden bir karış yükseklikteki tutulamaz şutlarını her ortamda çekerdi. Tüm bu hırslı, cesur yapısının yanı sıra, maç içinde haksız hakem kararlarına, centilmence oynamayan rakip futbolculara olduğu denli yüreğini ortaya koymayan, beklenen performansın gösteremeyen takım arkadaşlarına karşı da çoğu zaman hırçın ve sinirli olurdu. Fenerbahçe katıldığı ilk İstanbul liginde sonuncu olunca birçok kulüp onu almak istedi ve talip oldular. Bu transfer tekliflerine şu karşılığı verdi: “Zararı yok zayıf takımımız bu yıl yine 5.olur. Ben bu acılara arkadaşlarımla birlikte katlanırım. Ama evvel Allah elbet bir gün tüm rakiplerimizi yenecek güce erişiriz. Ben de o zaman yine arkadaşlarımla beraber övünür, mutluluk duyarım.”  

Biz Fenerbahçeliler için Galip Kulaksızoğlu Fenerbahçe’yi Fenerbahçe yapanların en önde gelenlerindendir. Hepimiz, her Fenerbahçelinin onu saygı ve rahmetle anması gerekir. Işıklar içinde yatsın. 

Onu Hiçbir Zaman Unutmayacağız…

Bu büyük Fenerbahçeliyi saygıyla anarken kulübümüzün 1957’de 50. Yılımız nedeniyle çıkarttığı bir kitapçıkta eski ünlü milli futbolcularımızdan Bedri Gürsoy’un Galip Kulaksızoğlu ile ilgili yazdığı yazıyı onun kulübüne nasıl özverili hizmet ettiğini çok iyi anlattığı için sayfamızın yan tarafına aynen alıyorum. Sadece birkaç sözcüğün bugünkü Öztürkçe karşılıklarına parantez içinde yer verdim.

AMATÖR RUHUN SEMBOLÜ

Hiç abartmadan kesin olarak iddia edebilirim ki dünya üzerinde Galip gibi komple bir sporcu, nev-i şahsına mahsus (kendine özgü) bir kulüpçü ve yönetici gelmemiştir.

Galip sporun birçok branşında yıllarca maharet gösterdi. Futbolda enerjik, sağlam, cesur ve usta bir oyuncu idi. Avda maharetli idi. Teniste bilgili idi. Teniste ünlüydü. Denizcilikte ve yelkende nam salmıştı.

Fakat Galip’in, bütün Fenerbahçelilerin hayran kaldığı aziz Galip’imizin özellik taşıyan heybetli kişiliği bunlar değildir. Kulüp sevgisinin, kulüp bağlılığının, amatör ruhunun bir sembolü olan Galip, Sarı-Lacivert’ e her şeyden ziyade sevdiği Fenerbahçe’ye canını bağışlamıştı, adamıştı.  İşte benim iddia ettiğim Galip’in bu emsalsiz kulüp aşkının hiç kimsede olmayacağı cihetindendir. (Yönündedir) Yoksa birçok sporları bir arada yapan pek çok insan bulunabilir. Amma uzun yıllar yokluk içinde azimle, özveriyle, yılmadan bu derece bağlılık ve feragatle kulübüne hiç kimse hizmet edemez, kulübünü bu derece müthiş bir şekilde sevemez ve yuvasına faydalı olamaz. Galip kulüpte her şeydi. Sevecen bir ağabey ve hami (koruyucu), antrenör, menajer, masör, saha müdürü (Galip olmasa kale fileleri, saha çizgileri bile yapılamazdı. Toplarımız şişirilip önümüze konulamazdı.), kulüp müdürü, pansumancı, doktor, eczacı, futbol topu tamircisi, futbol ayakkabısı tamircisi, raket tamircisi,  tenis sahasının filesinin tamircisi, kısacası akla gelen her şeyi bilir, yapar, becerirdi. Sarı laciverte hizmet uğruna her fedakârlığı yapardı. Bir derdimiz olsa “Aman Galip Bey” diye ona koşardık. Bir zorluğumuz olsa “Aman sen bilirsin Galip Bey” diye ona el uzatırdık. Maçlarımızda azimli cesur telkinleri ve özverili oyunları ile moralimizi yükselten bir kudret ve güç olurdu. Öylesine kulüp aşkı ile futbol oynardı ki… Misal, bir maçta canını dişine takarak kendini harap edercesine cesur bir oyun oynarken sakatlandı, düştü, baygınlık geçirdi. Fakat yine maçı terk etmedi. Maçtan sonra ne dese beğenirsiniz! “Ben kendimi bilmeden, kendime malik olmadan oyunu sürdürdüm. Maçın sonucu ne oldu!” Gerektiği zaman barut gibi sert ve otoriterdi. Çoğunlukla ise centilmen, nazik ve duygusaldı. O zamansız ve ani olarak öldüğü zaman içimden kopan müthiş bir ıstırap ve acı ile sabahlara dek uyumadım, sabahlara dek hıçkıra hıçkıra ağlamıştım. Bu satırları yazarken de gözyaşlarım damlamaktadır. Bu demektir ki, değil 50 yıl, yüzlerce yıl geçse de, Galip hiçbir zaman Fenerbahçelilerin kalbinden çıkmayacaktır. Onun asil ruhu daima aramızda yaşayacaktır. Aziz ve Sevgili Galip… Büyük insan… 50. yılımızda seni anarken ömrünü verdiğin şanlı Fenerbahçe Kulübü’nden bütün arkadaşlarıma tercüman olarak sana haykırıyorum: “Mezarında rahat ve bütün kaygılarından kurtulmuş şekilde uyu… Sevgili Fenerbahçe’miz bu kutsal ocak dünya durdukça duracak, yükselecek daima şanına layık olarak yaşayacaktır.’’