Düşün ve tutkunun ustaları

Advocaat-Pot-Been üçlüsünün saha içine yansıyan kuşkusuz en önemli özellikleri oyuncu ilişkileri... Loran Vayloyan yazdı...

 Advocaat-Pot-Been üçlüsünün saha içine yansıyan kuşkusuz en önemli özellikleri oyuncu ilişkileri... Baş sorumlu Advocaat, ekibine olan sonsuz güvenini bu noktada yardımcılarına tam yetki vererek gösteriyor. Bireysel toplantıların pek çoğunu Pot-Been ikilisi gerçekleştiriyor.

Yıllardır saha içi ve dışında çok farklı sebeplerle enteresan sezonlar yaşamaya devam ediyoruz. Belki de son 20 yılın en kötü daha önemlisi en umut kırıcı sezon başlangıcını yaptıktan sonra yeni teknik ekibimizle birlikte bambaşka bir kimlikle zirve yarışımıza devam ediyoruz. 

Bir sezon süren Vitor Pereira felaketinin ardından bu sezonun hemen başında (17 Ağustos) göreve getirilen Hollandalı Dick Advocaat ve ekibi, tıpkı Portekizli meslektaşları gibi bazı soru işaretleri ile işbaşı yaptı.

Şu çok önemli detayın altını özellikle çizelim; Geçtiğimiz yılı noktaladığımız andan itibaren Fenerbahçe-Pereira birlikteliğinin sürmesinin mümkün olmadığının herkes farkındaydı. Buna rağmen başta tazminat sorunu olmak üzere çeşitli nedenlerle, transfer dönemi maalesef Pereira patronluğunda tamamlandı. Kurulan veya kurulamayan kadro, tüm futbol otoritelerinin hemfikir olduğu üzere son yılların en zayıf ve kalite açısından en eksik kadrosudur. Kısıtlı transfer bütçesinin yüzde 70’lik bölümünü yine bir stoper için harcayan Pereira, orta saha ve bek pozisyonlarındaki eksikleri kapatamadan ülkesine geri döndü. Kısaca mevcut kadro planlaması Advocaat ve ekibine ait değildir. Göreve geldikten hemen sonra takım içindeki eksikleri net bir şekilde ortaya koyan Hollandalı, sadece Lens transferinin altına imza atabilmiş, orta saha ve sol bek beklentileri hem maddi sorun hem de zaman sıkıntısı nedeniyle yapılamadan 2016-17 sezonu start almıştır.

ALTERNATİF YOLLAR ARADI

Advocaat ve ekibinin ilk 7 haftalık performansı da tıpkı Pereira gibi son derece kötü olup, ortadaki 21 puanın sadece 9'u alınabilmişti. Ancak bu 7 haftalık bölümde, hocanın altını ısrarla çizdiği bazı noktalar vardı. Bunlardan en önemlisi sezon başı kampının fiziksel yükleme açısından son derece olumsuz değerlendirildiği, diğeri ise takımdaki kalite eksikliğini kapatmak için alternatif yollar aradığıydı. Bunlarla beraber Robin Van Persie’nin bir türlü kadroda yer bulamaması ve bunun medyadaki yankıları da kamuoyundaki Advocaat izlenimini neredeyse alt sınıra indirmişti.

Bu süreçte takımın yavaş yavaş artan fizik gücü tek artı olarak görünürken Advocaat ve ekibi belki de tek gerçekçi çözüm yolu olan “giden değil bekleyen bir takım” kimliği üzerinde yoğunlaştı. Fizik gücü toparlandıkça oyun içinde “pres yapabilme” yetisini de takıma kazandırıp bir oyun şablonu yaratıldı. 

Fenerbahçe taraftarının hiç alışık olmadığı hatta büyük takım geleneklerine de çok fazla uymayan bu sistemin tek gerçek çözüm yolu olduğu aşikardı. Takımdaki derinlik ve kalite eksikliğinin tek telafisi mücadele ve girilen pozisyonların daha yüksek oranda tabelaya yansımasını sağlamaktı. Futbolu çok iyi bilen Fenerbahçe taraftarlarının da bu sisteme tepkisi son derece olumlu olunca işler biraz daha kolaylaştı. 

İşte bu noktada bir sorun daha vardı. Fenerbahçe futbol takımı tam 1 senedir, set hücumu nedir unutmuştu ve bu şekilde bulduğu gol sayısı iki elin parmaklarını geçmeyecek sayıdaydı. Bu yıla kalan tek olumlu miras takım savunmasının güçlenmiş olmasıydı. 

İKİ YARDIMCISI İÇİN ÇOK ISRARCI OLDU

İşler yavaş yavaş olumluya doğru dönmeye başlayıp 3 puan serileri gelmeye başladıkça, hem takımın özgüveni hem de taraftarın teknik kadrosuna güveni oturmaya başladı. Zor fikstür serisi içinde Manchester United, Galatasaray, Feyenord galibiyetleri ile birlikte Van Persie, Şener, Aatıf, Joseph gibi oyuncuların bireysel gelişimleri de kamuoyunda fazlasıyla konuşulmaya başlandı. Bu durum ise yıllardır Fenerbahçe’de alışık olunmayan “teknik direktörün ekibi kimdir, nasıl bir yapıyla çalışıyor, katkıları nelerdir” gibi konuları beraberinde getirdi. 

Hemen şunu belirtelim ki Fenerbahçe futbol takımı aslında bir değil 3 tane Pro A lisanslı, defalarca birinci adamlık yapmış olan değerlere emanet. Emekli oldu denen Advocaat, İstanbul’a gelmeyi kabul ederken, denklerinin çok üzerinde para kazanacak olan iki yardımcısında çok ısrarcı oldu. 

BİRİNCİ ADAM OLARAK DA BİRÇOK TAKIM ÇALIŞTIRDILAR

Advocaat'ın göreve başladığı ilk günden itibaren yanında olan isim birinci yardımcısı Cor Pot oldu. 65 yaşındaki tecrübeli hoca, Advocaat’ın çok başarılı geçen Zenit döneminin gizli kahramanı olarak tanınıyordu. Kariyerinde Dinamo Dresden, Hollanda U21, Excelsior, NAC Breda gibi takımlarda birinci adamlık olan Cor Pot, 3 sezon Zenit’te Advocaat'ın yardımcılığını yaptı. Takımın teknik ve taktik gelişindeki en önemli kişi olarak gösterilen kurt hoca, oyuncuların fiziksel gelişimi ve bunun takibi konusunda da tek sorumlu. 

Ekibe imzadan 3 gün sonra katılan ikinci isim ise Mario Been oldu. Mevcut ekipte ikinci yardımcı olarak listede yer alan 52 yaşındaki Hollandalı, Excelsior, Feyenoord, NEC ve Genk kulüplerinde teknik adam olarak görev yaptı. Özellikle Belçika'da Genk takımı ile yakaladığı 144 maçtaki 1.66'lık puan ortalaması hem kendi kariyeri hem de kulüp tarihi açısından zirve noktası oldu. Been'in teknik kadro içindeki görevlerinin başında hücum setleri ve rakip analizlerindeki son karar verici kişi olması.

YARDIMCILARA TAM YETKİ

Advocaat - Pot - Been üçlüsünün saha içine yansıyan kuşkusuz en önemli özellikleri oyuncu ilişkileri... Baş sorumlu Advocaat, ekibine olan sonsuz güvenini bu noktada yardımcılarına tam yetki vererek gösteriyor. Bireysel toplantıların pek çoğunu Pot-Been ikilisi gerçekleştiriyor. Normal şartlar altında her takımda her oyuncu -özellikle belli bir standartın üzerinde olan oyuncular- bire bir görüşmeleri yardımcılarla yapmaktan pek fazla hoşlanmaz. Ancak Advocaat'ın ekibinin oyunculara vermiş olduğu güven o kadar fazla ki, bu bireysel toplantılar belki de takımı ayağa kaldıran kritik konulardan birisi oldu. 

HEMEN TAKIMA YANSIDI

Fenerbahçe teknik heyetinde tabiri uygunsa “iyi polis-kötü polis” görev dağılımı da son derece iyi yapılmış durumda. Bu üçlüye kaleci antrenörü Paolo Orlandoni’yi de eklersek zaman zaman takım içinde yaşanan bireysel veya küçük gruplar halindeki krizlerin pek çoğu da birinci adama yansıtılmadan ekip tarafından çözüme kavuşturuluyor. 

Teknik ekibin içindeki kusursuz görev dağılımının en önemli etkilerinden bir tanesi de futbol takımının diğer profesyonellerinin üzerlerindeki yükü hafifletmesi ve herkesin sadece kendi işlerine konsantre olmasını sağlaması oldu. Bu tip konular dışarıdan izleyenler için çok küçük detaylar olarak görülse de takıma etkisinin sanılandan çok daha fazla olduğunu bir dönem içlerinde bulunan birisi olarak rahatlıkla söyleyebilirim. 

Samandıra’daki huzurun ve en önemlisi güven ortamının faydaları 1,5 ay süren alışma ve ısınma döneminin ardından hemen takıma yansıdı. Ancak bu yaşananların hiçbiri, olumlu gelişmelerin hiçbiri mevcut kadronun kalitesi ve yapabilirliği konusundaki gerçekleri değiştirmez. Sadece mevcut kadronun ve oyuncuların maksimum verimlilikte kullanılması adına pozitif görüntüler ortaya çıkartır. Nitekim bu teknik kadro, başlarda sanılanın aksine bunu bence fazlasıyla başarmış durumda. En azından Fenerbahçe tribünlerinin ve camiasının haklı takdirini almış durumda.

Kurulan kadroda Lens dışında hiç dahli olmayan bu ekibin, yaşanabilecek başarısızlıktan sorumlu tutulması ne kadar mümkün değilse, alınması muhtemel her başarıdan da aslan payını almaları o kadar haklarıdır.