Domates Biber Patlıcan

Ebru Çapan Ekmekçi yazdı...

Futbol, bir rivayete göre İngiltere’nin, halkın kafasını oyalamak için çıkarttığı bir spormuş. Zamanla halk, futbolu o kadar çok sevmiş ki bütün dünya tarafından benimsenmiş. Öyle ki uzun yıllar reklam sektörü açısından, diğer spor dallarından daha az gelir getiren futbola karşı direnen Amerika bile son yıllarda futbolun üzerine eğilir duruma geldi. Çünkü futbol gündemi değiştirebilecek güçteydi.

Dünyanın en doğru çalışma şekli şüphesiz hobilerinden para kazanmaktır. Bunun en güzel örneklerinden biridir futbol. Fakat tabii ki insanoğlu olarak bunun da suyunu çıkarttığımız dönemler oldu. Fenerbahçe kulübü olarak bizler de nasibimizi aldık bu süreçten. Bazen kurunun yanında yanan yaş ağaç olduk, bazen de günah keçisi ilan edildik. Sonunda asla yıkılmadık, yıkılmayacağız da. Çünkü bir spor kulübü olmak sadece kazandığında sevinip, kaybettiğinde üzülmek demek değildir. Birbirine destek olmak, düşene elini uzatıp tekrar ayağa kaldırmak, yanlışını gördüğünün karşısında dimdik durup onun yolunu düzeltmektir. “Biz Fenerbahçeyiz”deki “BİZ” olmak da zaten bunu gerektirir.

Günümüzde futbol, spordan çok ticari bir sektör haline gelmiştir. Kulüp ürünleri, stadyumlara ve formalara alınan reklamlar, televizyon programları, hatta artık bu programlara çıkan eski futbolcu ve hakemlerin aldıkları transfer ücretleri bile konuşulur durumda. Peki, bu biz sporseverlere, izleyicilere nasıl yansıyor biliyor musunuz? 

Barış Manço’nun “Domates Biber Patlıcan” şarkısını sanırım bilmeyen yoktur. Barış Abi diyor ki;

Tam elini tutmak üzereyken, aşkımı itiraf edecekken

Sokaktan gelen o sesle yıkıldı dünyam

Domates Biber Patlıcan…

İşte biz de bir heves maçımızı izlerken veya biten oyunun ardından gerçek spor kritiğini yapmak isterken, hem gözümüze hem kulağımıza gelenlerle bir anda konudan uzaklaşır duruma geliyor, bir nevi dağılıyoruz.

Bir de son zamanlarda ülkemizde yaşanan terör saldırıları var tabi. Önce maça giriş çıkışlardaki artan güvenlik önlemleriyle kendini gösterdi. Bunu gören anneler, babalar, eşler, kardeşler doğal olarak tedirgin oldu ve sezon başında sevdiklerini maça göndermek istemedi. Hadi gelenler yine geldi. Ama bu sefer de en son yaşanan Dolmabahçe’de hemen stadın kapısında gerçekleşen patlamalar doğal hayatı bile bu kadar etkilemişken, elbette futbol da nasibini aldı, maalesef almaya devam edecektir de. Gündem bir anda “Ya bir saat önce biten maçtan çıkan taraftarlara denk gelseydi bu olaylar, o zaman ne olurdu?” oldu. 

Halbuki işin boyutu bambaşka ama biz sokaktan geçen seyyar satıcının her “domates, biber, patlıcan” sesiyle dağıldığımız için, konudan yavaş yavaş kopuyoruz ve korkarım en sonunda tamamen uzaklaşmış olacağız. Çok değil, yakın bir gelecekte işler böyle gitmeye devam ederse futbol sporluktan çıkar ve sadece gündemi değiştiren bir araç haline gelir. O yüzden aklımızı başımıza toplayalım, önümüze bakalım. Bizden öncekiler yaşayarak öğrenen bir nesildi, bizler ise yaşayarak öğreten bir nesiliz. Yetiştirdiğimiz çocuklarımızı aklı başında ve disiplinli birer sporcu yapalım. Enerjilerini spora harcatalım, onları motive edelim. Korkunun ecele faydası yok! Bugün bunlar, yarın bambaşka şeyler… İnsanoğlunun iyisi olduğu kadar kötüsü de var. Biz yine işi deliliğe vuralım, şampiyonluğa odaklanalım ve yine Her Zaman Her Yerde En Büyük FENER diye bağıralım.