DERBİNİN GELECEĞİ

Mehmet Doğan yazdı...

Galatasaraylılar Fenerbahçe’yi bu dünyada yenemiyorlar. İyi oynasalar da, kötü oynasalar da sonuç değişmiyor, yeniliyorlar. Yeteri kadar denendi, denenmeye de devam ediliyor. Ancak bir türlü sonuç alınamıyor.

İnsanlı Uzay Seyahati Planlama Komitesinin yazdığı en son rapor Augustine raporu olarak adlandırılır. Bunun sebebi komite başkanının Norman R. Augustine olmasıdır.

Toplam 154 sayfa olan bu rapor, insanların aya yapmış oldukları seyahat sonrasında, daha farklı nerelere gidebileceklerinin analizini yapar ve tavsiyeleri içerir. Uzay programları son derece maliyetli olduğundan dolayı rapor, tekrar Aya gitmeyi, Ay yerine Mars gezegenine inmeyi, çeşitli kuyruklu yıldızlara inmeyi ya da Marsın uydularına inerek, Mars’ın yapısını detaylı olarak inceleme alternatiflerini detaylandırmıştır.

Aslında Ay’a tekrar seyahat etmek, her ne kadar ikinci planda gibi gözükse de NASA’nın LCROSS adlı keşif uçağı ve onun Centaur adlı güçlendirici roketinin Ay’ın güney kutup bölgesine saatte 9000 km’lik bir hızla çarpması 2 kilometre yüksekliğinde bir duman bulutu oluşturdu. Bu çarpma sonucunda ortaya çıkan duman bulutu içerisinde yüzde 5 oranında su bulundu. Bulunan bu su gelecekte astronotların Ay üzerinde kalıcı bir üs yaratmak ve bu üssün tedariklerini karşılamak için toprağın içerisindeki sudan yararlanabilecekleri anlamına gelebilir.

Mars ise daha zorlu bir seyahat, hem süresi uzun hem de, Mars’ta yaşamak için Mars’ın atmosferinin ısıtılarak, Mars’ta bulunan suların açığa çıkartılması lazım. Üstelik git-gel bile o kadar kolay iş değil, çünkü roketlerin çalışabilmesi için gerekli oksijenin muhtemelen buradan götürülmesi gerekecek.

Raporda da yer alan ve bana en mantıklı gelen seçenek, Mars’ın uyduları olan Phobos (Yunan Mitolojisindeki korku tanrısı) ve Deimos (Mitolojideki Afrodit’in oğlu) uydularına iniş yaparak bu uyduları Mars için bir uzay istasyonu olarak kullanmak. Bu uydular Mars’a 10.000 km mesafede olduklarından Kadıköy-Karaköy vapuru gibi kadar sıklıkta olmasa da, Mars’ta koloni kurmak veya Mars’ın atmosferini değiştirebilmek için kullanılabilirler.

Her iki uydu da aydan daha küçük olduğundan, Mars’a gidip gelirken harcanacak yakıt miktarı oldukça düşük olacaktır. 

Ancak bize göre daha da önemlisi, özellikle Phobos’ta bulunan Stickney krateri (Bu krater ismini krateri keşfeden Asaph Hall’ın eşinden almıştır), Phobus’a zamanında çok büyük bir meteorun çarparak Phobusu param parça ettiğini gösterir. Ancak çekim kuvveti kopan parçaları tekrar bir araya getirmiş olduğundan dolayı, Phobus’ta astronotlara ev sahipliği yapabilecek birçok mağara ve boşluğun olabilme ihtimali çok kuvvetlidir.

Galatasaraylılar Fenerbahçe’yi bu dünyada yenemiyorlar. İyi oynasalar da, kötü oynasalar da sonuç değişmiyor, yeniliyorlar. Yeteri kadar denendi, denenmeye de devam ediliyor. Ancak bir türlü sonuç alınamıyor.

Galatasaray’ın Fenerbahçe’yi bu Dünya’da yenme şansı olmadığına göre, artık Mars mı olur, Ay mı? Yoksa Mars’ın uyduları Phobos mu? Deimos’u bilmiyorum, yeni gezegenleri uyduları denemekte fayda var.

Ancak görünüşe göre bu gezegenlerde maç yapmak için en az bir yüzyıl beklemek lazım. O zamana kadar Galatasaraylıları bekleyen en büyük tehlike, sürekli Fenerbahçe’ye yenile yenile genlerinin mutasyona uğrayarak, yenilgiyi kabullenmelerinin genetik kodlarına işlenmesi olarak karşımıza çıkıyor.

Fenerbahçelilerin genetik kodları ise sürekli Galatasaray galibiyeti yaşadıklarından tam tersine evrimleşme ve mutasyon halinde.

Fenerbahçelilerin çocuklarını Galatasaray taraftarı yapmak tek çözüm gibi duruyor. Galatasaraylılar ancak kazanma genine sahip çocuklardan oluşan bir geleceğe sahip olabilirlerse, işler tersine dönebilir.

İşte tam bu aşama da karşımıza aşılamaz bir problem çıkıyor.

Bizde Fenerbahçelilik Baba Mirasıdır.

Siz iyisi mi Mars’ı bekleyin.