‘Bu tarihin içinde olmak benim için büyük bir mutluluk‘

Alp Bacıoğlu ile Fenerbahçe tarihini konuştuk.

Fenerbahçe Müzesi Müdürü Alp Bacıoğlu ile kendisinin Fenerbahçe serüveninden başlayarak Fenerbahçe tarihini, müzenin oluşma sürecini ve tabi ki müzenin gurur ve hatıra dolu köşelerini konuştuk. 

 

enerbahçe’ye gönül veren ve tribünden gelme bir taraftar olan Fenerbahçe Müzesi Müdürü Alp Bacıoğlu ile Fenerbahçe tarihini, müzenin oluşma sürecini ve müzenin gurur ve hatıra dolu köşelerini konuştuk. Alp Bacıoğlu’nun Fenerbahçe ile alakalı derin bir tarih bilgisinin oluşmasının da en az müze kadar güzel bir hikâyesi olduğunu gördük. Bacıoğlu, gerçekleştirdiğimiz röportajda “Bu tarihin içinde olmak benim için büyük bir mutluluk” diye konuştu. 

“FENERBAHÇE CAMİASINA GİRMEM LEFTER İLE OLDU”

Fenerbahçeli olma süreciniz nasıl gelişti?

İstanbul Üsküdar doğumluyum. Çocukluğum Doğancılar’da geçti. 1950’lerin ilk yıllarında Üsküdar Fenerbahçe’nin kalesi gibiydi. Diğer takımlardan taraftarlar parmakla sayılacak kadar azdı. Hemen hemen herkes Fenerbahçeliydi. Tabi o günlerde televizyon yok, internet yok. İletişim ortamı bugünkü gibi değildi. Mahalledeki abilerimiz Naci, Lefter, Basri, diyorlardı. Muhabbetlerinde bir sürü isim geçiyordu. Ben de hep merak ediyordum. Bir gün abilerimden bir tanesine sordum, “Naciler, Basriler isim olarak bana yabancı gelmiyor ama Lefter kim?” dedim. Bana şöyle bir cevap verdi, “Lefter’i tanımıyorsan Türkiye’yi terk et, o ülkenin en büyük futbolcusudur.” Oradan kafamda bir Lefter imajı oluştu. Bir gün Fenerbahçe idmanını izlemeye giderken beni de çağırdılar. Fenerbahçe stadına gidiyorduk. Antrenmanı izlemeye girdiğimizde bana Lefter’i gösterdiler. Ben de izledikçe hayran kaldım. Çok güzel şut çekiyordu, çok iyi oynuyordu. O gün Lefter’e karşı bir sevgi başladı içimde. Biliyorsunuz insanlar bir takımın taraftarı olurken belli şeylerden etkilenirler. Bu ya bir futbolcu olur, ya aileden kaynaklanır burada özellikle babanın baskın fanatikliği çok öne çıkar. Benim de Fenerbahçe camiasına girişim Lefter sayesinde oldu. 

“TRİBÜNLERDEN GELME BİR FENERBAHÇELİYİM”

Ben maça çok gidemezdim, çünkü çok küçüktüm, kendi başıma gitme imkanım yoktu. Babam da benim ısrarım üzerine beni götürürdü. Yine ben çok fazla ısrar ettiğim bir dönem bana müjdeyi verdi. 1 Temmuz 1960’da Cemal Gürsel Kupasına gidecektik. Fenerbahçe’nin Beşiktaş ile maçı vardı. Maç başladı, 37. dakikaya gelindiğinde Beşiktaş 2. gölü attı. 2-0 yeniliyorduk. O golü yedikten sonra babama serzenişte bulundum. Beni bu maça neden getirdin diye ağlıyordum. Çünkü kafamda Lefter’li Fenerbahçe’nin kimseye yenilmeyeceğine kesin inanmıştım. Babam da bana maçların hakemin son düdüğü ile biteceğini söyledi. Daha dakika 40 olmuştu.  İlk yarı bitmeden o 5 dakikada 2 gol attı Fenerbahçe. İlk gol tabi ki Lefter’indi. İlk yarı 2-2 bitti. Maç sonunda ise 6-2’yi gördük. Zaten sonrasında benim için hayat fazlasıyla sarı lacivert oldu. Sonrasında her maça gittim. Tribünlerden gelme bir Fenerbahçeliyim.

 

“FENERBAHÇE TARİHİNİ RÜŞTÜ DAĞLAROĞLU SAYESİNDE ÖĞRENDİM”

Fenerbahçe tarihine olan ilginiz nasıl başladı? Hep Fenerbahçe maçlarını araştırır ve not alır mıydınız?

Bir Galatasaray maçı öncesi gazete almıştım. Maçla alakalı haberlere bakacaktım. Bir gazetede Fenerbahçe ile Galatasaray örneğin 265. defa karşılaşıyor yazıyor, diğer gazetede 263 yazıyor, birinde 267 yazıyor. 3 gazetede 3 ayrı rakam vardı. Bunun gerçeğini öğrenebileceğim bir kişi vardı, ben de ona gittim. Bahsettiğim kişi Doktor Rüştü Dağlaroğlu’dur. Fenerbahçeli kaleci Oğuz Dağlaroğlu’nun dedesidir. Rüştü Bey Fenerbahçe’nin maçlarını tek tek not tutardı. Ben de bir gün ziyarete gittim. Kendisinin daha öncesinden çıkardığı bir Fenerbahçe tarihi kitabı vardı. Kitapta 1957’ye kadar bütün maç bilgileri de dahil olmak üzere geniş bir tarih vardı. Bayram günüydü, ben de ziyarete gittiğimde çok kalmak istemedim. Beraber güzelce konuştuk. Giderken ne zaman istersen tekrar gelebilirsin dedi. Ben de 15 sene boyunca her hafta ziyarete gittim. Fenerbahçe tarihini Rüştü Dağlaroğlu sayesinde öğrendim. Daha sonrasında onun notları üzerine ben de Fenerbahçe ile alakalı notlar almaya başladım. Daha sonra da iyice tarihe dalıp bütün basketbol voleybol maçlarını tarihini çıkarmaya başladım. Önümüzdeki süreçte de bir Fenerbahçe basket tarihi ile alakalı kitap çıkartacağız. Bunu toparlamak için birçok kişi ile görüşüp çok ince bilgilere ulaştık.

“1932’DEKİ YANGINDA HER ŞEY KÜL OLDU”

Müzenin kuruluşu nasıl oldu ve sizin burada göreviniz nasıl başladı?

Fenerbahçe’nin her zaman müzesi olmuştur. Başkanımız Aziz Yıldırım burayı 2005 yılında Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile açmıştı. Ancak en öncesinde 1912’de İstanbul şampiyonu olunca kazanılan kupayı sergilemek için bir vitrin alıp,  Altıyol Çilek Sokak’ta bir binanın ikinci katını kiraladılar. Kulüpler Birliği şampiyonu olan takıma bir şampiyonluk kutlaması için Union Clup’ta müsaade veriyorlardı. Bu kutlamadan gelir elde edildi. Böylelikle ilk lokal ve müze için kaynak sağlanmış oldu. Yaklaşık 10 kupa ile müzenin açılışı yapıldı. Fenerbahçe 32 dalda spor yaptı. Kazanılan kupalar müzeye getirildi. Daha sonra vitrinler arttıkça yer değiştirilme ihtiyacı hissedilip Kuşdili’nde bir köşke geçildi. Ancak 1932’deki ahşap köşkte çıkan yangınında bütün kupalarımız yandı.  Bu müze yapılırken muadil kupalar yapıldı ancak sadece bir kısmı.  Fenerbahçe resmi dergisi çıkmaya başladığında benim de dergide yazmamı istediler. Ben devamlı kütüphanede araştıra araştıra iyi bir tarih bilgisi edindim. Beni de dergi için önermişler, böylelikle dergide maceramız başladı. Daha sonrasında müze yapılacağı söylenmeye başlandı. Ben de kupaları biliyordum. Kupalar ile alakalı bir sınıflandırma yapılırken benden yardım etmemi istediler. Ben de yeni emekli olmuştum. Seve seve çalıştım. Böylelikle benim de bir tuzum oldu. Bir gün Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım müzenin açılmasına az kaldı, başına bizim tarihimizden anlayan, bilen bir Müze Müdürü gerekli olduğunu söylemiş. Müze için önce bana söyleyip sonrasında beni önerdiler. Bu tarihin içinde olmak benim için zaten büyük bir mutluluk. Başkandan da onayı alınca göreve başladım. 

 

 

‘EN DEĞERLİ BELGELERDEN BİR TANESİ HARRİNGTON’UN MEKTUBUDUR’

 

Müzenin en eski ya da size göre en değerli parçası hangisi?

Müze ve arşiv oluşturulurken taraftarlardan çok destek aldık. Müzenin neredeyse yarısı taraftarlardan gelen objelerle oluşturuldu diyebiliriz. Birçok tarihi objenin yanında belgelerimiz de mevcut ancak en eskileri ne yazık ki 5 Haziran gecesi Kuşdili’ndeki yangında yok oldu. Yok olan belgelerin arasında bana göre en değerli belgelerden bir tanesi olan Harrington’un mektubu da bulunuyordu. Osmanlı imparatorluğu I. Dünya Savaşı’ndan yenik ayrıldığı için 5 sene boyunca işgal altındaydı. İşgal güçlerinin başında General Charles Harrington vardı. Fenerbahçe’nin ilk sevilme tohumları da bu zamanlar atılmıştır. 1922-1923 senelerinde hiç gol yemeden 58 gol atarak İstanbul şampiyonu oldu. Çok sağlam bir kadrosu vardı. Araştırmalarıma göre dünya üzerinde hiç gol yemeden şampiyon olan başka bir takım yoktur. O sıralarda Taksim’de Gezi Parkının olduğu bölgede bir stat vardı. Ali Naci Karacan Fenerbahçe Genel Sekreteri olarak İngilizlere müsabaka teklif etmişler. Karacan, bizim iki avantajımız vardı diye bahsediyor. Bunlardan bir tanesi takım kendinden emindi. İkincisi mali bir yükü yoktu. Askerler cumartesi pazar izinde olurdu. Maçların yapılması, askerleri oyaladığı için komutanların işine gelirdi. Bütün yabancı askeri takımlarla maç yaptılar ve 50 maçın 41’ini kazandılar. 93 tane de gol atıldı.  Halk o yüzden Fenerbahçe’yi ve sporu sevdi. O zamanlardaki bağrı yanık, üzüntülü halk tek tesellisini Fenerbahçe’nin işgal ordularını uğrattığı yenilgide buldu. Böylelikle Fenerbahçe taraftar kitlesi bir anda büyüdü. Gazetelerin bu maçları hezimet şeklinde yazması da halkın moral gücünü arttırıyordu. Ayrılmaya yakın Harrington İngiltere’ye “İstanbul’daki 5 yılım boyunca biz futbolu icat eden İngilizler, Fenerbahçe’ye karşı boynumuzu eğdik. Buradan böyle ayrılmayalım” diye bir mektup yazdı. Böylelikle İngiltere’den profesyonel oyuncu olup askerlik yapan bazı futbolcuların tayinini İstanbul’a çıkarttı. Buradaki askeri takımlarla bir turnuva düzenleyip en iyi oyuncuları seçti. Oradan Milli Takım gibi çok güçlü bir takım ortaya çıkarttı. 1923 yılının Mayıs ayında azınlık gazetelerinde bir ilan yayınlattı. İşgal orduları kumandanı General Charles Harrington ortaya bir kupa koymuş. Gazetede; herhangi bir Türk takımı ile oynamak istediği, Türk takımlarının karma yapıp çıkabilecekleri ve kazanana İngiltere’den özel getirtilen General Harrington kupası verileceği yazıyordu.  İlan kısa zamanda diğer bütün gazetelerde yankılandı. Fenerbahçe hemen yönetim kurulunu topladı ve “İstediğiniz gün, istediğiniz saatte, istediğiniz hakemin yönetiminde kendi kadromuzla cevap vermeye hazırız” diye karşılık verdi. İstanbul’da büyük bir olay oluyordu. O maçta Fenerbahçe ilk yarıyı 1-0 yenik bitirmesine karşın, ikinci yarıda Zeki Rıza’nın 2 golüyle maçı aldı. İşgal ordusu takımı o kadar iddialı olmasına rağmen hezimete uğradı. Fenerbahçe’nin galibiyetini duyan halk taksimdeki stadyuma geldi. İstiklal Caddesi boyunca Fenerbahçe oyuncularını eller üstünde taşıdılar.

 

 

“GENİŞLETİLMİŞ STAT TURU VE İNTERAKTİF SİSTEM GELİYOR”

Müze her gün saat 10’da açılıyor. Ücret talep edilmiyor. 

Ancak bir yenileme çalışması içeresine gireceğiz. Stat turları başlayacak. Saat 14.30 ve 16.30’da stat turu yapılıyor. Gelecekte çok daha geniş bir stat turu projemiz var. Şu anda ziyarete açık olmayan sporcu soyunma odalarına kadar geniş bir yelpazede gezi ziyaretçilerimizi bekliyor olacak. Bunun yanında müzemize interaktif bir sistem getiriyoruz.  Mesela babanızla gittiğiniz ilk maçı görmek istiyorsunuz. Müzede bilgisayarların başına geleceksiniz, maçı tarihi gireceksiniz, kadro, goller, videolar hepsini izleyebileceksiniz. 

 

DÜNYANIN EN YÜKSEK ZİRVESİNDE FENERBAHÇE BAYRAĞI

Bir dağcı gurubu biz 100. yılda Fenerbahçe bayrağını dünyanın farklı yerlerinde ve en yüksek dağlarında dalgalandırmak istiyoruz diye geldiler. Yönetimle konuşup sponsorluk aldılar ve bu bayrağı Everest’e kadar çıkartıp getirdiler. Bir diğeri ise Tavşanlı’da yerin 300 metre altında madenciler 100. Yıl kutlamasında bu bayrağı kullandılar.

 

“SİYASİ BİR GAZETENİN İLK SAYFASINDA MANŞET FENERBAHÇE’YE AYRILMIŞ”

Fenerbahçe 1950 yılının Mart ayında davet üzerine İsrail’e gitti. İsrail yeni kurulduğu için ülkelerini tanıtmak için propaganda amaçlı davetler yapıyordu. Fenerbahçe’nin geldiği gün “La Verdad” isimli bir gazete sarı lacivert yazılarla hem Türkçe hem İbranice “hoş geldin Fenerbahçe” diye manşet verdiler. Siyasi bir gazete olmasına rağmen ilk sayfanın manşetini Fenerbahçe’ye ayırmışlardı. 

 

‘ATATÜRK FENERBAHÇELİDİR’

Atatürk’ün Fenerbahçeli olduğu bilinen bir durumdu. En basitinden, Kuşdili’ndeki  yangından sonra Akşam Gazetesi Fenerbahçe için yardım toplamak amacıyla ilan yayınladı. Herkes 2-3 ya da 5 lira bağışlarken gazetede bir anda ‘Gazi Hazretleri 500 lira bağışladı’ haberi görüldü. Bu çok büyük bir paraydı. Atatürk ile sürekli beraber olan yaverinin anılarına göre her gün aşağı yukarı 100 kişiden yardım talebi gelir. Atatürk bu tür konularda eğer bir kez başlarsak önünü alamayız dermiş. Çünkü Atatürk’ün bir özelliği de yaptığı yardımları devlet hazinesinden değil her zaman kendi cebinden yani kendi maaşından yapmasıdır. Bunun ardından yaveri Fenerbahçe’ye 500 lira göndermesini sorunca “Çocuk ne diyorsun yanan Fenerbahçe” diye cevap vermiş. Bu onun sempatisini bariz gösterir. Daha başka olarak, bir gün Fenerbahçe su topu takımı Yalova’ya çağırılmış, Yalovalı gençlerle bir maç yapılması istenmiş. Normalde bu tarz etkinliklerde hem şampiyon olduğu için hem o dönemde daha iyi imkânlara sahip olduğu için Galatasaray su topu takımı çağırılırdı. Onlar her zaman iyi kıyafetlerle gelir, bir örnek giyinir, maddi problem yaşamazdı. Hatta Galatasaray’da okumuş bir Mısır Prensinin desteği vardı takıma. Zaten Fransız ekolüne sahipti. Ancak bu seferki davette merci büyüktü ve Fenerbahçe çağırılmıştı. Federasyon başkanı Rıza Sueri’ne bu durum sorulduğunda “Gazi Hazretleri bizzat kendisi öyle rica etti” demiştir. Bu da başka bir örnektir. Hatıratlarda bunlar geçer.

 

 

‘YARIM KUPANIN HİKAYESİ’

Bize müzenin en ilgi çeken köşelerini gösterebilir misiniz?

Müzemizin en ilginç kupalarından bir tanesi Başvekil kupasıdır. 1950’li yıllarda takımlara para kazandırmak için özel kupalar düzenlenirdi. Çünkü o zamanlarda daha ek gelir sağlayacak kurumlar yoktu. Her şey maç gelirine bakardı. Ankara’da Mülkiyeliler birliği tarafından bir maç düzenlenecekti. Fenerbahçe ile Galatasaray trenle Ankara’ya gitti ve aynı gün maç yapılacaktı. Fakat Mart ayı olduğu için hava erken kararıyordu. Fenerbahçe kaptanı Naci Erdem’in anlattığına göre, maç berabere kalınca uzatmaya gitmiş, maçı izleyen Adnan Menderes de daha fazla kalamayacağı için ayırılmak durumunda kalmış. 15 dakika sonra oyuncular önlerini göremez olmuş. Yönetime bildirmişler. Yakındaki bir makine kimya endüstri fabrikasından bir işçiyi çağırıp kupayı ortadan kestirmişler ve tahtaya yapıştırmışlar. Böylelikle biraz komik ve hoş bir hatıra oluşmuş. Aynısı Galatasaray müzesinde de bulunuyor.